Ali Karaca

Ali Karaca

Hayata Dair Ne varsa Düşünelim
alikaraca@gmail.com

KURTULUŞ HİKAYESİ VE MİLLİ MÜCADELE...

18 Mayıs 2020 - 21:00

KURTULUŞ HİKAYESİ VE MİLLİ MÜCADELE...

( 19 MAYIS 1919 ATATÜRK SAMSUN'DA )

Atatürk'ün verdiği ilk hedef Akdeniz'di

Samsun'dan doğan güneş gördüğü ilk Deniz'di.

Ali KARACA

Bir güneş doğdu Samsun'dan bütün yurdu aydınlattı ve onun ışığı ile birlikte kadim Türk milleti Anadolu topraklarında vermiş olduğu milli mücadelesinin sonucunda kurtuluşunu gerçekleştirdi.

Tarihin vazgeçilmez bir gerçeği Osmanlı Türk Devletini bölerek paylaşmak isteyen İtilaf Devletleri hemen harekete geçerek yurdumuzu işgal ettiler. O gün ne yapılması gerekiyorsa o yapıldı, fakat bu milli mücadeleyi yürütecek büyük bir bilge lidere ve kahramana ihtiyaç vardı.

Birleşik Krallık dediğimiz İngilterenin öteden beri Anadolu topraklarında ve zengin yer altı kaynaklarına sahip Mezopotamya bölgesinde ki Musul ve Kerkük üzerinde gözü vardı.Osmanlı Devletinin uktesinde bulunan Orta Doğu topraklarını İngiltere, Fransa ile bölüşmek için 16 Mayıs 1919 yılında Sykes Picot antlaşmasını imzaladılar.

Bu gün gerçek değerlendirmeler üzerinden tüm hakikatleri görmezden gelerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının Mondros Mütakeresini kasıtlı imzalayarak kendi yollarını açmak için Saltanata tuzak kurulduğu iddası safsatadan öteye gidemeyecek bir paranoyadır. Böyle bir planın hayata geçirilmesi mümkün değildir. İftira atmak için basit yollar seçildiği görülmektedir.

30 Ekim 1918 yılında Rauf Orbay başkanlığında imzalanan Mondros Ateşkes antlaşmasının ardından İtilaf devletleri hemen işgallere başladılar. Bu antlaşmanın yedinci maddesine göre, İtilaf devletleri güvenliklerini tehdit eden bir durumu bahane ederek istedikleri bölgeleri işgal edebileceklerdi. İtilaf Devletlerini organize eden İngiltere işgal için bir an önce harekete geçecek ve hemen kolları sıvayarak vakit kaybetmeyeceklerdir.

Böyle bir antlaşmaya imza atan dönemin yetkilileri veya iktidar sahipleri bu durumu hiç düşünemediler mi acaba? Çünkü sudan bahanelerle hiç bir tehdit unsuru oluşmadan İtilaf devletleri yurdumuzun dört bir tarafını işgal ettiler. Bu durumu kendilerinde meşru bir hak gördüler. Birinci Dünya savaşında Harbiye Nazırı Enver paşanın da ihtirasları sonucu Almanya'nın yanında savaşta yer almamız, bu durumun oluşmasına vesile olmuştur. Hasta Osmanlı devletini yıkmak için iştahı kabaran İtilaf devletleri hemen harekete geçmiş ve işgalleri başlatmıştır.

Türkiye’de kurtuluş maksadıyla başlatılan bu operasyonun hayata geçirilmesinde Harbiye Nezareti’nden Dahiliye ve Bahriye Nezaretlerine, Erkanı harpten yani zamanın Genelkurmay Başkanlığı Sadaret (Başbakanlık) ve saraya kadar devletin birçok makamı yer almıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın Dokuzuncu Ordu Müfettişi olarak görevlendirildiği Bakanlar Kurulu Kararı’nı tasdik edilmesi için saraya sunan Sadrazam Damad Ferid Paşa'dan kararı imzalayan Sultan Vahideddin'e kadar devletin en üst düzeyinin operasyonda hissesi vardır. Ama kararı askerler almış, hükümet tasdik etmiş, kararname kanunların gereği olarak zamanın padişahına arzedilmiş ve Sultan Vahideddin de kendisine gönderilen tayin kararını 30 Nisan 1919’da onaylamıştır.

1919 Nisan'ında Şevket Turgut, Cevat Çobanlı ve Fevzi Çakmak Paşalar arasında varılan ve "Üçler Misakı" denilen protokol görüşmelerinde bozulan düzenin sağlanması maksadıyla ordu müfettişliklerinin kurulması, elimizdeki silahların işgal güçlerine teslim edilmemesi için çaba gösterilmesi ve milli bir hareketin başlatılmasının ele alındığı söylenir. Bu misakın belgesi bulunamamasına rağmen ordu müfettişliklerinin kurulması konusundaki yazışmalardan devlet kademelerinin ciddi bir çalışması olduğu anlaşılmaktadır. Bu tayin derin devletin bir planıdır diyen Murat Bardakçı'ya göre Oğuz töresi kanunlarına göre Türk milletinin istiklali için Mustafa Kemal Paşa seçilmiş bir liderdir.

Mustafa Kemal Paşa, 11 Mayıs 1920 tarihinde Nemrut Mustafa Paşa riyasetindeki Divan-ı Harbi Örfi tarafından idama mahkum edilmiş, bu karar 24 Mayıs 1920 tarihinde Vahdettin tarafından onaylanmıştır. Mustafa Kemal Paşa'nın beraberinde Ali Fuat Cebesoy Paşa, Kara Vasıf, Ahmet (Alfred) Rüstem ve Adnan Adıvar Beyler ile Halide Edib Adıvar Hanım da idama mahkum edilmiştir.

Fevzi Çakmak Paşa 24 Mayıs 1920 tarihinde Divan-ı Harp tarafından idama mahkum edilip, idam kararı Vahdettin tarafından 27 Mayıs 1920'de onaylamıştır. İsmet İnönü Paşa ise 6 Haziran 1920'de idama mahkum edilmiş, bu karar 15 Haziran 1920'de Vahdettin tarafından onaylanmıştır. Kurtuluş mücadelesini padişah başlattı diyenlerin önünde ki bu fermanlar en doğru yanıt olacaktır.

İtilaf devletlerinin işgalleri sonrası, boğazlar tamamen, İngilizlerin kontrolüne geçti. İngilizler Çanakkale, Musul, Batum, Antep, Konya, Maraş, Samsun, Bilecik, Merzifon, Urla ve Kars’ı işgal ettiler. Fransızlar ise; başta Trakya’daki demiryollarımızın önemli istasyonları ile birlikte Dörtyol, Mersin, Adana ve Afyon istasyonunu işgal ettiler. İngilizler tarafından işgal edilen, Güney Doğu’daki bazı iller daha sonradan Fransızlara terk edilmiştir. İtalyanlar ise Antalya, Kuşadası, Bodrum, Fethiye ve Marmaris’i işgal ettiler. Konya ve Akşehir’e de asker yolladılar. Mondros Mütarekesi’nin Doğu Anadolu’da 6 vilayetin Ermenilere bırakılacağına ilişkin maddesi Ermenileri harekete geçirdi. Ermeniler kurdukları Alaylarla Doğu Anadolu’da yayılmaya ve bölgedeki Türklere zulüm ve baskı yapmaya başladılar. Kozan, Osmaniye, Mersin ve Adana’ya Fransızlarla birlikte Ermeni çetecileri de geldi.

İngilizlerin desteklediği Yunanlılar kendilerine vaat edilen Ege Bölgesi’ni ele geçirmek üzere, İngiliz, Amerikan ve Fransız savaş gemilerinin koruması altında, 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgale başladılar. İzmir’in işgaline tepki olarak gazeteci Hasan Tahsin tarafından düşmana atılan ilk kurşun Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı olmuştur. Böyle yiğit vatan kahramanlarının olduğu bir milleti teslim almak öyle sanıldığı gibi kolay olmayacaktır. Daha sonra Yunanlılar üç koldan Ege Bölgesi’ni işgale başladılar. Ülkemiz dört bir yandan işgal altına alınarak adeta yağmalandı; o kadar küçücük bir kara toprak parçasına sığdırıldık ki Osmanoğlu Beyliği kadar ya kalmıştık ya kalmamıştık. İşte Vatan kahramanları ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi büyük bir bilge lider ve onunla birlikte hareket eden silah arkadaşları tarafından başlatılan Anadolu'da ki direniş ve milli mücadele hareketi 19 Mayıs 1919 da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla birlikte büyük bir Kurtuluş mücadelesine dönüştü.

Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy ile birlikte ilk olarak 22 Haziran 1919 yılında Amasya Genelgesini düzenleyerek, işgal altında ki ülkemizi kurtarmak ve ulusal egemenliğe dayanan tam bağımsız bir Türkiye Cumhuriyet'inin temellerini oluşturdukları toplantı gerçekleştirdiler. Daha donra 23 Temmuz ve 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum Kongresi gerçekleştirildi. Erzurum, Trabzon, Sivas, Bitlis ve Van'dan toplam 62 delege katılarak burada milli mücadele ile ilgili önemli kararlar alınmıştır. Sivas Kongresi 4 ve 11 Eylül 1919 arası Erzurum kongresi kararları genişletilerek tüm ulusu kapsayan bir nitelik kazandırılmıştır. Yeni Türk Devletinin temelleri burada atılmıştır. Bu nedenle Sivas kongresinin Türkiye Cumhuriyet'i tarihinde ki yeri ve önemi çok büyüktür. Vatanın bütünlüğü ve milletimizin bağımsızlığı ile ilgili kararların artık hayata geçirmek için düşman işgalinde ki Anadolu toprakları kurtarmak için büyük bir seferberlik ve milli mücadele başlatılmıştır.

Türk milleti kim vurur sana perçin

Dağı taşı yakarız kül ederiz bilesin.

Ali KARACA

Yurdumuzun dört bir tarafı işgal edildi, doğru dürüst düzenli bir ordusu kalmayan Mondros mütakeresi ile inisiyatifi düşmanın vicdanına teslim eden o günkü devlet yönetimi çaresizlik içerisinde kıvranırken; yüce Türk milletinin kahraman evlatları başta İnönü savaşları olmak üzere Dumlupınar, Kocatepe ve Sakarya da yurdumuzun bir çok bölgesinde destanlar yazarak kanlarının son damlalarına kadar vatanlarını savundular. "Ya İstiklal ya ölüm diyerek" kararlı bir şekilde Türk milleti yurtlarını savunmak için ölüm kalım mücadelesi vermiştir. O gün gidecek hiç bir yeri kalmayan Türk milleti bu ölüm kalım mücadelesinden alınlarının akıyla çıkarak hem imanlarını hemde namuslarını kurtardılar. Vatan topraklarını namahreme çiğnetmediler. Çünkü bu durum yüce İslam inancıyla bağdaşmayan bir davranışın da kendisiydi. Ordular ''Tek hedefiniz Akdeniz'dir'' diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin neleri başarabileceğini bütün dünya'ya böylece bir kez daha göstermiştir.

Makus talihimizi ve kara bahtımızı değiştirmek için top yekün hareket ederek, milli mücadelemiz sayesinde düşmanı Yurdumuzdan temizleyerek kurtardık. 9 Eylül 1922 de İzmir'e giren Türk ordusu Yunanlıları denize dökerek; 24 Temmuz 1924 tarihinde İsviçre'nin Lausanne (Lozan) şehrinde, da ki barış görüşmelerinde masaya oturdu ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş senedini cebine koydu. Öyle sanıldığı gibi hiç bir şey kolay olmadı ve hiç kimse bize altın bir tepside, Vatan sunmadı? Her bir karesinde ve her bir toprağında aziz şehitlerimizin kanı olan bir vatan vardır. O şanlı bayrak kan ile yazılmış bir kahramanlık destanın sembolüdür.

Bu gün bizlere Türk milletinin mensuplarına düşen yegane ve tek görev; bu aziz vatanın bölünmez bütünlüğüne kast edecek düşmanlara ve ihanetçi güçlere fırsat vermemek olacaktır. Birlik ve beraberliğimize kast edecek düşmanların çokluğu gözümüzü asla korkutmamalıdır. Tarih boyu içte ve dışta düşmanla mücadele eden atalarımız kararlı tutumlarından asla vazgeçmemişlerdir. Çünkü başka bir Türkiye Cumhuriyeti yok, o zaman bu cennet vatanımızın kıymetini bilelim ve bütün değerlerimize sahip çıkalım.

Kanımızla renk verdik ay yıldızlı bayrağa

Orta Asya'dan geldik yurt dedik bu toprağa..

Ali KARACA

İnancınızı sağlam tutarsanız ve elinizde ki imkanları doğru kullanırsanız, yenemeyeceğiniz hiç bir güçlük yoktur. Tarih zaten bu duruma tanıklık etmiş şahit olmuştur.

Ali KARACA

19 Mayıs 1919

İSTANBUL

Bu yazı 512 defa okunmuştur.