Cahiliye döneminde Araplar, azad edilmiş kölelere "MEVALİ" diyordu!
İslamiyet'ten sonra, Arapların, "MEVALİ" kavramını Arap olmayan Müslüman milletlere karşı yani Türkler için kullanıldığını biliyoruz.
Arap geleneğine göre; Mevali'nin malı, parası, karısı, kızı her şeyi Araplara göre helal sayılmaktadır. Mesela Mevali'den doğan bir çocuk asla veliaht olamaz.
Arap tarihinde, "MEVALİ" denildiği zaman akla yüce İslam dininin bin yıldır bayraktarlığını yapan Türkler gelmektedir. Kavimiyetçi ve asabiyetçi Arap milletinin kendi ırklarını üstün görmesinin adına "MEVALİLİK" diyoruz.
Tükler, yüce İslam dininin peygamber efendimiz Hz Muhammed (S.A.V) indiği 612 yılından, üç asır sonra, önce İdil - Bulgar Krallığı (922), ardından (933) yılında Karahanlı Devleti Müslüman olmuşlardır. Türklerin zamanla üç kıta ve yedi iklimin sahibi olmalarını Araplar hep kıskanmışlardır.
Araplara göre Kuran Mekke ve etrafında yaşayan insanları uyarmak için, Arapça inmiş'' bir kitaptı ve bu ayet ile sabitti? O dönemde, Mekke etrafında Araplar yaşadığına göre muhatabı da kendileri olduğunu iddia etmektedirler. Oysa Araplar, "Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya suresi 107. Ayeti) sevgili peygamberimiz Hz Muhammed (S.A.V) ne eziyetler yapmışlar, onu Mekke şehrinden çıkartarak "HİCRET" olayını yaşatmışlardır.
''Her millete bir peygamber gönderdik'' Nahl (36. Ayeti) süresinde geçen hüküm şeklindeki Kur'an-ı Kerim ayeti ''Hz. Muhammed (S.A.V) Araplar için gelmiş Peygamberdir'' diye anladılar. Arap olmayanların Müslümanlığını kabul etmediler. Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim de ki onca ayete ve Veda Haccında ki Fahri Kâinat efendimizin sözlerine rağmen Arapların böyle düşünmeleri ne kadar iflah olmaz bir millet olduklarını göstergesidir.
Sonradan Müslüman olan başka milletleri, Araplar "MEVALİ" diye tanımladılar. Yüce Allah (C.C) nurunu tamamladığına göre son ahir zaman peygamberinin de Arap milletine bir uyarıcı ve ikaz edici gönderdiğine göre bu işin de sahibi onlar olduğunu düşünmeleri yanlışı dan daha büyük bir yanlış olamaz. Yüce İslam dini sınıf farkını ortadan kaldırmasına belki de içerlemişlerdir. Çünkü onlar kendilerini aristokrat bir zümre olarak görmektedirler.
Hatta Emevi döneminde yüce İslam dininin de adaletsizliklere ilk karşı çıkan Hz Hasan ve Hz Hüseyin gibi sevgili Peygamber efendimiz Hz Muhammed (S.A.V)'in iki reyhanını, cennet çiçeklerini soldurmaları ve Hanefi Mezhebinin kurucusu Ebu Hanife'yi katletmişlerdir. Büyük İmam diye tanımlanan Ebu Hanife, "MEVALİ" geleneğine karşı çıkması yüzünden, Arapların hışmına uğramıştır ve çeşitli işkencelere tabi tutularak tutukluğu bulunduğu ceza evinde şehit edilmiştir.
Sonradan Müslüman olan Türklerin Hanefi Mezhebi ve Maturidilik itikadına sahip olmaları hiç de tesadüfi değildir. "MEVALİ" kavramı, sadece Emevilere mahsus değildi. Abbasiler de aynı geleneği devam ettiriler. Bağdat da ki Abbasi Halifesi, kendini kurtaran Selçuklu Sultanı Tuğrul Beye kızını vermedi. Gerekçe, Tuğrul Bey'in Türk olması ve "MEVALİ" sayılmasıydı. Araplar kendilerinin dışında olan kavimlere böyle bir muamele yapmaları kabul edilebilir değildir.
Öyle ki Araplar tarihin hiç bir döneminde, Türklerin yüce İslam dininde ki liderliğini tanımadılar egemenliğini kabul etmediler. Ve ilk fırsatta Osman'lı Devletine karşı isyan ettiler. Dört yüz yıllık Hilafeti temsil eden Osmanlı Devleti'ne karşı, İngilizlerle beraber savaşan Arap isyancılar yüz binlerce Mehmetçiğimizin vahşice kanının akıttılmasına vesile oldular. Bu anlayışın gerisinde "MEVALİ" zihniyetinin geleneği yatıyordu.
Osmanlı Devleti'ne karşı isyan eden Arapların başlarında ki isyancı Şerif Hüseyin İstanbul doğumluydu. Ve Haşimi soyundan geldiği için Mekke Şerifi tayin edilmişti. Hain Şerif Hüseyin'e göre, Türkler Mevali idi. Yani ona göre Mevali'den de Halife olamazdı. Mevali'nin iktidarına karşı gelmek, İslam'a karşı durmak anlamına gelmezdi. Türklerin zayıflaması sonucu Araplar birinci dünya savaşı sonrası özgürlüklerine kavuştular fakat sömürgecilikten kurtulamadılar.
Bu anlayış, Arapların Türklere karşı isyan etmelerine yeterli gelmiştir. 2020 yılı Mart ayında Suudi Müftüsü: ''TÜRKLER" Mevalidir, yüce İslam dinini temsil edemezler diye fetva verdi. Arapların geleneksel Türk düşmanlığı, Türklere karşı Sudilerin, Yunan tarafını tutması ve PKK'ya para yardım, yapmasının altında "MEVALİ"anlayışı vardır. Türklerin yönetimi altında yaşamalarını kendileri esaret saymışlardır ki ilk fırsatta Osman'lı Devletine karşı ihanet etmişlerdir.
Tarihin hiç bir döneminde Araplar (Yöneticiler), Türkleri kendileri ile hiç bir zaman eşit Müslüman saymadılar. Zira, Arap kültürüne göre, Mevali'nin iktidarı meşru sayılmıyor. Türkler ise ısrarla tüm bunlara rağmen Araplara layık olmadıkları sevgiyi göstermişler, siyasi ümmetcilik yaparak, Arapları bile kendilerine yakın görmüşlerdir. Fakat buna rağmen Araplar bugün hala emperyalist devletlerin sömürgesi olmaktan ve ortak iş tutmaktan kurtulamamışlardır.
Filistin de ve Gazze de yaşanılanlar büyük vahşet bu durumun bariz bir örneğidir. Ne siyonist Yahudiler'e nede Evangelist Hirisitiyanlara karşı yapılan bu zalimliklere, insan kıyımına karşı bir pozisyon alabilmişlermidir. Hayır asla böyle bir riskin altına girmezler. Araplar ne bir Hıristiyan karşıtlığı nede Yahudi zihniyetli Siyonistleri dışlayabilecek bir muktediriyete de sahip değildirler. Bugün emperyalizmin emrinde görev yapan krallar ve sultanlar tarafından da yönetilmektedirler.
Bu tarihi gerçeğin hakikatını, Arapların Türk düşmanlığının altını kalın bir şekilde çizmeliyiz. Her Türk insanı bunu bilmeli, ona göre hareket etmelidir.
Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur
Her türlü söyleme de karnı da toktur..
Ali KARACA
Araştırmacı Tarihçi
Yazar ve Şair
İSTANBUL

YORUMLAR